KONUŞ BENİMLE

Hayali olmayan giremez!

Archive for Şubat 2009

Hayat ve tesadüfler

Posted by Ozlem Ercan Şubat 24, 2009

dsc_2244

Bugün bir yazıya denk geldim. Hayatın tesadüflerden oluşmadığını, herşeyin bir nedeni olduğundan ve bulunduğumuz yer için şükretmemiz gerektiğinden bahsediyordu. Genelde bu tip yazıları oldukça itici bulurum. Neredeyse hepsi birbirinin aynısı ve nedense hepsi de şükretmek ile bitiyor.

Ben tesadüflere şöyle bakıyorum:

Karşımıza rastlantısal olarak çıktığını sandığımız her şey aslında zaman zaman karşımıza çıkan, ancak o anlarda farkedecek düzeyde olmadığımız için ne olduğunu anlamadığımız şeyler. Örnek mi? İşte burada:

Ben sık sık kitapçıya giderim. Ama çoğunlukla aklımda belli bir kitap yoktur. Rafların arasında dolaşırım, her bölüme bakarım. Tüm rafları şöyle bir gözden geçiririm. Ne ilginçtir ki o an ilgimi çeken konuya ait beni bir adım ileriye götürecek kitap hep karşıma çıkar. Bu olayı farkettiğim için artık hiç şu kitabı alacağım, şimdi ne okusam acaba demem. Filmler ve belgeseller için de aynı şey sözkonusu.

O günlerde ne tür konularla ilgileniyorsam, sıradaki okumam gereken kitap bir şekilde “beni bulur”. Ve beni hiç düşünmediğim noktalara götürür. Yani okuduğum her kitabı sırayla okurum. Sırası gelmemişse kapağını bile açmaya üşenirim. Belki bir yıl sonra tekrar beni çağırdığında elime alırım ve çok ilginç gelir, bir seferde bitirmeye çalışırım.

Buna tesadüf denebilir mi? Bence sadece algı açıklığı veya algıda seçicilik denen durum buradaki. “Sıradaki” kitabın bana nasıl geleceği konusunda hiç bir fikrim ve yöntemim yok.

Yaklaşık iki yıl önce aklıma Kuantum Teorisi takılmıştı. Okumak, öğrenmek istiyordum ama bir ucundan tutmaya da çekiniyordum. O sıralarda haftaiçi bir günde teyzemle Osmanbey’de gidecek bir film arıyorduk. Sinemalarda da  “Ne biliyoruz ki” adlı film gösterimdeydi. Filmin bilimsel bir şeylerle ilgili olduğunu anlamıştım ama içeriği hakkında hiç bir fikrim yoktu.  Neyse bizi çeken başka bir film olmadığından bu filme girdik.

O günden sonra gittim ve “Schrödinger’in Kedisi” adlı kitabı aldım. Yine yazar vs. hakkında pek bir fikrim yoktu.

Bu kitap biraz karmaşık anlatıyor derken karşıma “Alice Kuantum Diyarında” diye bir kitap çıktı. Bu kitap kuantum teorisinin biraz daha basitleştirilmiş haliydi.

Daha sonra “Olasılıksız” adlı kitap çıktı. Kuantumun temel taşlarından biri olan olasılık konusunu ele almıştı. Ondan sonra aynı konu etrafında dönen Malcolm Galdwell’in “Blink” adlı kitabını ve Stefano D’Anna’nın “Tanrılar Okulu”nu okudum.

Hayret verici taraf ise son iki kitabı kocamın alıp getirmiş olmasıydı. Gördüğüm anda okumaya başladım ve bir kez daha “sıradaki” kitapların bana geldiğini gördüm. Bunlardan sonra da ilgili pek çok kitap okudum.

Şu anda bir şey okumuyorum ama eminim ki yarın sabah kitapçıya gitsem okuyacağım kitap bir şekilde karşıma çıkacak. Belki 30 yıl önce basılmış olacak ama benim algılarım ve anlayışım için sırası gelmediğinden bugüne kadar görmemiş olacağım.

Bu işi fark ettiğimden beri – yaklaşık on yıl diyebiliriz – hayatta karşıma çıkmasını istediğim şeyler için çok kasmıyorum. Yaşamak istediğim şeyler elbet sıraları geldiğinde ve ben hazır olduğumda yoluma çıkacaktır. Bu nedenle sakinim ve rahatım.

Reklamlar

Posted in Genel | Etiketler: , , , , , | Leave a Comment »

Zaman (3)

Posted by Ozlem Ercan Şubat 7, 2009

dsc_2437

Hayatımızdaki zaman kavramını bir de şöyle düşünüyorum:

Şu anda ortalama ömrümüzün 80 yıl olduğunu varsayalım. Dünya yaşına göre ve doğa olaylarının olma sıklıklarına göre bizim hayatımız inanılmaz kısa. Aslında bir kısım gündelik olay için bile kısa.

Bir yanardağın patlamasını ele alalım. Ömrümüzde bu olayı görme olasılığımız oldukça az, ancak dünya tarihinde belki milyonlarca kez yanardağ patlaması yaşandı. Eğer 80 değil de, 500 yıl yaşasaydık belki bir kaç tanesine şahit olacaktık ve bizim için büyük bir olay olmayacaktı. Veya yüz bin yıl yaşasaydık kıtaların kaymasını takip etmek bizim için çok sıradan olacaktı.

Hayatımız 200 yıl olsaydı bile, bir çok kez deprem yaşayacaktık, belki de bize beş on kere araba çarpacaktı. İyi tarafı ise bir kaç kez dünyayı dolaşacak zaman bulacaktık, bir çok çocuk yapacaktık, ailelerimiz çok geniş olacaktı.

Tam tersi çok daha kısa olsaydı, mesela 10 yıl, bugün yaptığımız olağan işlerin bir çoğundan haberdar bile olmayacaktık. Ama düşünce şeklimiz tamamen farklı olacaktı.

Kısaca gelmek istediğim nokta; zaman gerçekten göreceli bir kavram. Ben sık sık zamanın çabuk geçmesinden yakınırım ve yapmak istediklerimi yapamamaktan korkarım. Ancak büyük büyük zaman dilimlerini düşününce biraz rahatlıyorum ve endişelerim hafifliyor, daha doğrusu endişelenmek çok boş geliyor.

Yani şu anda istediğim bir şeyi 10 yıl sonra da elde etsem çok farketmiyor. Onun için çabalamam yeterli. Bir yıl yada 10 yıl sonra başarmanın arasında-  “yüz bin yıl” kavramını düşünürsek – yok denecek kadar az bir fark var.

O yüzden aceleye gerek yok, herşey yavaş yavaş…

Posted in Genel | Etiketler: | Leave a Comment »

Zaman (2)

Posted by Ozlem Ercan Şubat 7, 2009

dsc_3168

Afrika’dan aldığım bir dergide okudum:

Biz güneş takvimine göre yaşadığımız için, hayatımızdaki olaylar çok sık tekrar ediyor ve bu yüzden hayatımız inanılmaz monoton geçiyor. 12 ayda bir yılbaşı, doğumgünleri, bayramlar, çalışma hayatındaki tekrarlanan işler vs vs vs. Mesela Maya’ların takviminde yüzyıl ve  binyılın dışında on bin yıl, yüzbin yıl hatta milyon ve yüz milyon yıl gibi zaman birimleri var.

Biz sadece bir yıla odaklanmışız, hayatımızdaki her şey yılda bir tekrar ediyor. Bu süre belki insan anlayışında olay tekrarları için çok kısa bir süre ve bu yüzden sürekli aynı şeyleri yapıyoruz. “1 yıl” dediğimiz süre şu andaki 5 yılımıza eşit olsaydı, tekrarlarımızın araları daha açık olurdu ve hayatta bir sürü değişik şey yapıyor olurduk belki de.

Zamanı daha geniş düşününce şu anda yaptıklarımız anlamını kaybediyor. Yüzbin yıl içinde olanları düşününce bizim 20 yıllık çalışma hayatımız ve sadece çalışma hayatından sonra belki bir 20 yıl daha yaşayıp harcamak için biriktirdiğimiz paralar ne kadar saçma değil mi?

Posted in Genel | Etiketler: | Leave a Comment »

Zaman… (1)

Posted by Ozlem Ercan Şubat 1, 2009

troubled

Benim zamanla olan ilişkim aslında çok eski. Lisede yaşım konusunda pek düşünmüyordum. Ama üniversitede nedense bayağı panik olmuştum. O zamandan beri de zamanın hızlı geçtiğini düşünüp yapmak istediklerimi yapamamak gibi bir korkum var.

Hadi 30 yaşından sonra normal diyelim. Genelde 30 yaşındaki insanların hayatları belli yollara girmiştir, düzenleri olmasa bile planları vardır. Ancak ben daha 20 yaşımda endişelenmeye başlamıştım.

Bayağı aktif ve bir çok şeyi bir arada yapan bir insan olarak acaba şu zamanda yapabileceğim eksik bir şey var mı, benim yaşımdakiler neler yapıyorlar, herkes mezun olduktan sonrasını planladı mı diye düşünürdüm hep. Şİmdi baktığımda aslında bir şeyin değişmemiş olduğunu gördüm. İyi mi, kötü mü?

Hayatımda pek çok şey değişti, bir çok kez ani kararlar aldım ve hayatımı olduğu gibi değiştirdim, hala da değiştirmeye hazırım ama buna rağmen zamanla ilgili “Acaba bir şeyleri yapmak için geç mi kaldım?” diye sormadan yaşayamıyorum. Neye geç kaldığımı da bilmiyorum. Okumak, master yapmak için mi mesela? Çok da master yapmak gelmiyor içimden. İş değiştirmek mi? Olabilir ama bunu istediğim zaman yapabilirim, geç kalma sözkonusu değil. Çocuk mu? Tanıdığım insanların %90’ı hala çocuk sahibi değil, dolayısı ile bu konuda şanslıyım.

Neden olabilir diye bayağı uzun bir süredir düşünüyorum. Ancak şunu bulabildim: Bence bir önceki yazımda yazdığım, her şeyi yapabilme ihtimalimin olup, hangisini yapacağıma karar verememek durumu bu. Yapabileceklerim:

– Normal bir işte çalışıyorum. Bölüm müdürüyüm, Türkiye ortalamasının oldukça üstünde bir maaşım var. Bunun için zorla şükrettiriyorlar insana. Şikayet etmek nankörlük oluyor – işte mahalle baskısı. Ailem var, düzenim var vs. Dolayısı ile bu işe devam etmek mantıklı görünüyor.

– İş dışında 5 senedir fotoğraf çekiyorum. Artık profesyonel çekimler ve projeler yapıyorum. Sergi koordinatörlüğü bile yaptım. İçimden geçen aslında tüm zamanımı fotoğrafa vermek. Şu anda bunu yapmazsam geç kalacağımı hissediyorum. Bu maddede zamanla ilgili korkum çok belirgin.

– Kendi kurduğum ve şu anda kocamla beraber çalıştığımız bir şirketimiz var. Çeviri, grafik tasarım, metin yazımı gibi işler yapıyorum. Geleceği olan bir iş aslında ama sadece para kazanmak için yapmak istemiyorum doğrusu.

– Başka bir ihtimal de kişilik özelliklerimi vs. gözden geçirip, belki de bir bilene danışıp yepyeni bir alanda iş yapmak. Olabilir neden olmasın. Belki ben restoran işletmek için doğmuşum, belki de çocuk yuvası açmam gerekir.

Bu maddelere ek olarak da şöyle seçeneklerim var: Bunlardan herhangi birini Türkiye’de veya yurtdışında yapmak.

Yaklaşık 6 sene önce İstanbul’dan gitme planı yapmıştım. Ama kader mi desem bilmiyorum tam gideceğim anda şu anda çalıştığım – şükretmem gereken – yerden iş teklifi aldım ve mantıksal olarak burada çalışmak daha iyi olacakmış gibi geldi. Ve bilinmeyenlerle dolu yolculuğumu iptal ettim.

Ya da erteledim. Şu anki düşündüklerime göre ben yolculuğumu ertelemişim.

Ve tam da bu anda büyük bir karar vermem gerektiğini hissediyorum. Baştan beri bahsettiğim “zaman” korkusu da bu yüzden eskisinden daha şiddetli olarak geri geldi. Şimdi bu kararı veremezsem bir daha hiç veremeyecekmişim gibi geliyor. İstanbul’da kalıp fotoğraf mı çekmek istiyorum, başka bir yere gidip orada çalışmak mı yoksa o başka yerde mi kendi işimi yapacağım?

Kabus gibi.


Posted in Genel | Etiketler: , , , | Leave a Comment »