KONUŞ BENİMLE

Hayali olmayan giremez!

Zeitgeist – Zamanın Ruhu

Posted by Ozlem Ercan Mart 20, 2009

http://www.thezeitgeistmovement.com/

http://www.zeitgeistmovie.com

Sözlükten zeitgeist kavramı:

hegel’in meşhur ettiği sonraları kuhn ve popper okuyanların evet gerçekten de var böyle bir şey dedikleri ve anlamı zamanın ruhu olan almanca sözcük. newton bütün bilgilerini bulduklarını 500’lü yıllarda anlatsaydı hiç bir şey olmazdı, o dönem kimse bunlarla ilgilenmiyordu. zaten tarihin kendisi de newton’a hazır değildi. tarih hazır olduğunda newton söyledikleriyle her şeyi değiştirdi. belki gerçekten 500’lerde newton’un söylediklerini söylemiş birisi vardı: nietzche gibi… tarih hala ona hazırlanamadı.
(zeitgeist, 10.06.2004 01:33 ~ 13.06.2004 14:42)e(256,4651690,’zeitgeist’);

birseyin degerini belirleyen, onu one cikaran sartlarin toplami yani konjonktur olarak da dusunulebilecek ayrica zamanin ruhu gibi zamanin iklimi olarak da cevrilebilecek kavram. misal einstein‘in izafiyet teorisini ortaya atan ilk kisi olmadigi iddia edilir*; ondan once de buna benzer gorusler ileri surmus insanlar oldugu soylenir ama einstein’in yasadigi donemin zeitgeisti onun on plana cikmasina, popüler olmasina yardimci olmustur.
(mahzun yuzlu sovalye, 21.12.2004 14:22)e(256,6531966,’mahzun yuzlu sovalye’);

Zeitgeist Hareketi:

Son yıllarda okuduğum ve öğrendiğim konulara paralel olarak aslında böyle bir hareket beklediğimi söylemeliyim. Şu anda bizim gibi “kurtulmak” isteyenlere tüm işaretlerin verildiğini düşünüyorum.

Örneğin bir kısım insan foton kuşağından bahsediyor. Aydınlanma, yüksek bilinç, kişisel olarak en üst seviyeye ulaşma vs. tartışılıyor.

Bilim cephesinde ise daha uzun yaşam, hatta ölümüzlük telaffuz edilmeye başlandı. Bu da “düzen”in tamamen farklılaşması demek.

Bir kısın insan da 2012’de dünyanın sonu gelecek diyor. Fotoncular bunu “yeni bir gerçekliğe geçiş” olarak tanımlıyor.

Kuantum fiziği ortaya çıktığından beri tüm gerçeklik ve zaman anlayışımız değişti. Artık partiküllerin zamanda geri gittiğini ve yoktan var olduklarını, bir anlamda “anti-evren”e gidip geldiklerini bulduk. Olasılık kurallarına göre hiç bir şey “olasılıksız” değil.

Kişisel gelişim hareketi, farklı bir deyişle “kişisel kurtuluş” tezleri artık herkesin ilgi alanında. Kuantum fiziği ile birlikte ortaya çıkan, hatta devam diyebileceğimiz “Kuantum düşünce ve sıçramalar”.

Bu konularla ilgili insanlara göre din olgusunun çöküşü, tanrı kavramının bir anlam ifade etmemesi…

Ve daha bir çok şey…

Aslında tek tek ele alınca belki de saçma gelen konular…. Benim gözümde ister abartılmış olsun, ister farklı ifade edilmiş, yeni bir dünya düzenine geçişi ifade ediyor. Öyle olmaz da böyle olur veya şöyle olur henüz bilemiyorum.

Ama dünyada bir çok insan artık yeni bir şeyler söylemenin ve yapmanın vaktinin geldiğine inanıyor.

Umarım o zaman bu zamandır ve bizim kuşağımızın konuya bir faydası olur. Belki de kıyamet şimdi ve burada yaşanıyordur….

Posted in Genel | Etiketler: , , , , , , , , , , | Leave a Comment »

Neler yapıyorum…

Posted by Ozlem Ercan Mart 17, 2009

cape-town

Bir süredir buraya yazmadım ama bu zaman içinde de boş durmadım.  Aşağıdaki sayfaları yarattım.

İstanbul’da yaşamakla ilgili:

Istanbul : Live or leave   www.squidoo.com/living_Istanbul

Güney Afrika tatilim:

My South African Experience  www.squidoo.com/south_africa_experience

Güney Afrika tatilinde işinize yarayacak yararlı bilgiler:

Useful tips for your family holiday in SAwww.squidoo.com/southafricatips

Ve kendimle ilgili yarattığım sayfa:

About me: Özlem Ercan www.squidoo.com/ozlemercan

Linkler özellikle görünsün istedim çünkü www.squidoo.com sitesini son günlerde oldukça sık ullanıyorum. SQUIDOO, bildiğiniz konularda herkese yardımcı olacak sayfalar yaratmanızı sağlıyor.  Sayfalara Amazon ve E-bay’dan ürün likleri koyabiliyorsunuz. Bu sayede para bile kazanabilirsiniz. Bir bakın derim.

Bir de wordpress’te fotoğaflarımı konularına göre daha düzenli tutabileceğim bir sayfa yaptım. Ona da şuradan ulaşılabilir:

Ozlem Ercan Photography

Bunun dışında;

Bu blogu yaratma amacım başarılı olduklarını düşünen ve hayallerini gerçekleştirmiş insanlarla sohbetlerimi yayınlamaktı.  Öncelikle bu konu üzerinde çalışmak istiyorum, o yüzden hazırladığım diğer yazılar şimdilik taslak olarak duracak.

Posted in Genel | Etiketler: , , , , , | Leave a Comment »

Hayat ve tesadüfler

Posted by Ozlem Ercan Şubat 24, 2009

dsc_2244

Bugün bir yazıya denk geldim. Hayatın tesadüflerden oluşmadığını, herşeyin bir nedeni olduğundan ve bulunduğumuz yer için şükretmemiz gerektiğinden bahsediyordu. Genelde bu tip yazıları oldukça itici bulurum. Neredeyse hepsi birbirinin aynısı ve nedense hepsi de şükretmek ile bitiyor.

Ben tesadüflere şöyle bakıyorum:

Karşımıza rastlantısal olarak çıktığını sandığımız her şey aslında zaman zaman karşımıza çıkan, ancak o anlarda farkedecek düzeyde olmadığımız için ne olduğunu anlamadığımız şeyler. Örnek mi? İşte burada:

Ben sık sık kitapçıya giderim. Ama çoğunlukla aklımda belli bir kitap yoktur. Rafların arasında dolaşırım, her bölüme bakarım. Tüm rafları şöyle bir gözden geçiririm. Ne ilginçtir ki o an ilgimi çeken konuya ait beni bir adım ileriye götürecek kitap hep karşıma çıkar. Bu olayı farkettiğim için artık hiç şu kitabı alacağım, şimdi ne okusam acaba demem. Filmler ve belgeseller için de aynı şey sözkonusu.

O günlerde ne tür konularla ilgileniyorsam, sıradaki okumam gereken kitap bir şekilde “beni bulur”. Ve beni hiç düşünmediğim noktalara götürür. Yani okuduğum her kitabı sırayla okurum. Sırası gelmemişse kapağını bile açmaya üşenirim. Belki bir yıl sonra tekrar beni çağırdığında elime alırım ve çok ilginç gelir, bir seferde bitirmeye çalışırım.

Buna tesadüf denebilir mi? Bence sadece algı açıklığı veya algıda seçicilik denen durum buradaki. “Sıradaki” kitabın bana nasıl geleceği konusunda hiç bir fikrim ve yöntemim yok.

Yaklaşık iki yıl önce aklıma Kuantum Teorisi takılmıştı. Okumak, öğrenmek istiyordum ama bir ucundan tutmaya da çekiniyordum. O sıralarda haftaiçi bir günde teyzemle Osmanbey’de gidecek bir film arıyorduk. Sinemalarda da  “Ne biliyoruz ki” adlı film gösterimdeydi. Filmin bilimsel bir şeylerle ilgili olduğunu anlamıştım ama içeriği hakkında hiç bir fikrim yoktu.  Neyse bizi çeken başka bir film olmadığından bu filme girdik.

O günden sonra gittim ve “Schrödinger’in Kedisi” adlı kitabı aldım. Yine yazar vs. hakkında pek bir fikrim yoktu.

Bu kitap biraz karmaşık anlatıyor derken karşıma “Alice Kuantum Diyarında” diye bir kitap çıktı. Bu kitap kuantum teorisinin biraz daha basitleştirilmiş haliydi.

Daha sonra “Olasılıksız” adlı kitap çıktı. Kuantumun temel taşlarından biri olan olasılık konusunu ele almıştı. Ondan sonra aynı konu etrafında dönen Malcolm Galdwell’in “Blink” adlı kitabını ve Stefano D’Anna’nın “Tanrılar Okulu”nu okudum.

Hayret verici taraf ise son iki kitabı kocamın alıp getirmiş olmasıydı. Gördüğüm anda okumaya başladım ve bir kez daha “sıradaki” kitapların bana geldiğini gördüm. Bunlardan sonra da ilgili pek çok kitap okudum.

Şu anda bir şey okumuyorum ama eminim ki yarın sabah kitapçıya gitsem okuyacağım kitap bir şekilde karşıma çıkacak. Belki 30 yıl önce basılmış olacak ama benim algılarım ve anlayışım için sırası gelmediğinden bugüne kadar görmemiş olacağım.

Bu işi fark ettiğimden beri – yaklaşık on yıl diyebiliriz – hayatta karşıma çıkmasını istediğim şeyler için çok kasmıyorum. Yaşamak istediğim şeyler elbet sıraları geldiğinde ve ben hazır olduğumda yoluma çıkacaktır. Bu nedenle sakinim ve rahatım.

Posted in Genel | Etiketler: , , , , , | Leave a Comment »

Zaman (3)

Posted by Ozlem Ercan Şubat 7, 2009

dsc_2437

Hayatımızdaki zaman kavramını bir de şöyle düşünüyorum:

Şu anda ortalama ömrümüzün 80 yıl olduğunu varsayalım. Dünya yaşına göre ve doğa olaylarının olma sıklıklarına göre bizim hayatımız inanılmaz kısa. Aslında bir kısım gündelik olay için bile kısa.

Bir yanardağın patlamasını ele alalım. Ömrümüzde bu olayı görme olasılığımız oldukça az, ancak dünya tarihinde belki milyonlarca kez yanardağ patlaması yaşandı. Eğer 80 değil de, 500 yıl yaşasaydık belki bir kaç tanesine şahit olacaktık ve bizim için büyük bir olay olmayacaktı. Veya yüz bin yıl yaşasaydık kıtaların kaymasını takip etmek bizim için çok sıradan olacaktı.

Hayatımız 200 yıl olsaydı bile, bir çok kez deprem yaşayacaktık, belki de bize beş on kere araba çarpacaktı. İyi tarafı ise bir kaç kez dünyayı dolaşacak zaman bulacaktık, bir çok çocuk yapacaktık, ailelerimiz çok geniş olacaktı.

Tam tersi çok daha kısa olsaydı, mesela 10 yıl, bugün yaptığımız olağan işlerin bir çoğundan haberdar bile olmayacaktık. Ama düşünce şeklimiz tamamen farklı olacaktı.

Kısaca gelmek istediğim nokta; zaman gerçekten göreceli bir kavram. Ben sık sık zamanın çabuk geçmesinden yakınırım ve yapmak istediklerimi yapamamaktan korkarım. Ancak büyük büyük zaman dilimlerini düşününce biraz rahatlıyorum ve endişelerim hafifliyor, daha doğrusu endişelenmek çok boş geliyor.

Yani şu anda istediğim bir şeyi 10 yıl sonra da elde etsem çok farketmiyor. Onun için çabalamam yeterli. Bir yıl yada 10 yıl sonra başarmanın arasında-  “yüz bin yıl” kavramını düşünürsek – yok denecek kadar az bir fark var.

O yüzden aceleye gerek yok, herşey yavaş yavaş…

Posted in Genel | Etiketler: | Leave a Comment »

Zaman (2)

Posted by Ozlem Ercan Şubat 7, 2009

dsc_3168

Afrika’dan aldığım bir dergide okudum:

Biz güneş takvimine göre yaşadığımız için, hayatımızdaki olaylar çok sık tekrar ediyor ve bu yüzden hayatımız inanılmaz monoton geçiyor. 12 ayda bir yılbaşı, doğumgünleri, bayramlar, çalışma hayatındaki tekrarlanan işler vs vs vs. Mesela Maya’ların takviminde yüzyıl ve  binyılın dışında on bin yıl, yüzbin yıl hatta milyon ve yüz milyon yıl gibi zaman birimleri var.

Biz sadece bir yıla odaklanmışız, hayatımızdaki her şey yılda bir tekrar ediyor. Bu süre belki insan anlayışında olay tekrarları için çok kısa bir süre ve bu yüzden sürekli aynı şeyleri yapıyoruz. “1 yıl” dediğimiz süre şu andaki 5 yılımıza eşit olsaydı, tekrarlarımızın araları daha açık olurdu ve hayatta bir sürü değişik şey yapıyor olurduk belki de.

Zamanı daha geniş düşününce şu anda yaptıklarımız anlamını kaybediyor. Yüzbin yıl içinde olanları düşününce bizim 20 yıllık çalışma hayatımız ve sadece çalışma hayatından sonra belki bir 20 yıl daha yaşayıp harcamak için biriktirdiğimiz paralar ne kadar saçma değil mi?

Posted in Genel | Etiketler: | Leave a Comment »

Zaman… (1)

Posted by Ozlem Ercan Şubat 1, 2009

troubled

Benim zamanla olan ilişkim aslında çok eski. Lisede yaşım konusunda pek düşünmüyordum. Ama üniversitede nedense bayağı panik olmuştum. O zamandan beri de zamanın hızlı geçtiğini düşünüp yapmak istediklerimi yapamamak gibi bir korkum var.

Hadi 30 yaşından sonra normal diyelim. Genelde 30 yaşındaki insanların hayatları belli yollara girmiştir, düzenleri olmasa bile planları vardır. Ancak ben daha 20 yaşımda endişelenmeye başlamıştım.

Bayağı aktif ve bir çok şeyi bir arada yapan bir insan olarak acaba şu zamanda yapabileceğim eksik bir şey var mı, benim yaşımdakiler neler yapıyorlar, herkes mezun olduktan sonrasını planladı mı diye düşünürdüm hep. Şİmdi baktığımda aslında bir şeyin değişmemiş olduğunu gördüm. İyi mi, kötü mü?

Hayatımda pek çok şey değişti, bir çok kez ani kararlar aldım ve hayatımı olduğu gibi değiştirdim, hala da değiştirmeye hazırım ama buna rağmen zamanla ilgili “Acaba bir şeyleri yapmak için geç mi kaldım?” diye sormadan yaşayamıyorum. Neye geç kaldığımı da bilmiyorum. Okumak, master yapmak için mi mesela? Çok da master yapmak gelmiyor içimden. İş değiştirmek mi? Olabilir ama bunu istediğim zaman yapabilirim, geç kalma sözkonusu değil. Çocuk mu? Tanıdığım insanların %90’ı hala çocuk sahibi değil, dolayısı ile bu konuda şanslıyım.

Neden olabilir diye bayağı uzun bir süredir düşünüyorum. Ancak şunu bulabildim: Bence bir önceki yazımda yazdığım, her şeyi yapabilme ihtimalimin olup, hangisini yapacağıma karar verememek durumu bu. Yapabileceklerim:

– Normal bir işte çalışıyorum. Bölüm müdürüyüm, Türkiye ortalamasının oldukça üstünde bir maaşım var. Bunun için zorla şükrettiriyorlar insana. Şikayet etmek nankörlük oluyor – işte mahalle baskısı. Ailem var, düzenim var vs. Dolayısı ile bu işe devam etmek mantıklı görünüyor.

– İş dışında 5 senedir fotoğraf çekiyorum. Artık profesyonel çekimler ve projeler yapıyorum. Sergi koordinatörlüğü bile yaptım. İçimden geçen aslında tüm zamanımı fotoğrafa vermek. Şu anda bunu yapmazsam geç kalacağımı hissediyorum. Bu maddede zamanla ilgili korkum çok belirgin.

– Kendi kurduğum ve şu anda kocamla beraber çalıştığımız bir şirketimiz var. Çeviri, grafik tasarım, metin yazımı gibi işler yapıyorum. Geleceği olan bir iş aslında ama sadece para kazanmak için yapmak istemiyorum doğrusu.

– Başka bir ihtimal de kişilik özelliklerimi vs. gözden geçirip, belki de bir bilene danışıp yepyeni bir alanda iş yapmak. Olabilir neden olmasın. Belki ben restoran işletmek için doğmuşum, belki de çocuk yuvası açmam gerekir.

Bu maddelere ek olarak da şöyle seçeneklerim var: Bunlardan herhangi birini Türkiye’de veya yurtdışında yapmak.

Yaklaşık 6 sene önce İstanbul’dan gitme planı yapmıştım. Ama kader mi desem bilmiyorum tam gideceğim anda şu anda çalıştığım – şükretmem gereken – yerden iş teklifi aldım ve mantıksal olarak burada çalışmak daha iyi olacakmış gibi geldi. Ve bilinmeyenlerle dolu yolculuğumu iptal ettim.

Ya da erteledim. Şu anki düşündüklerime göre ben yolculuğumu ertelemişim.

Ve tam da bu anda büyük bir karar vermem gerektiğini hissediyorum. Baştan beri bahsettiğim “zaman” korkusu da bu yüzden eskisinden daha şiddetli olarak geri geldi. Şimdi bu kararı veremezsem bir daha hiç veremeyecekmişim gibi geliyor. İstanbul’da kalıp fotoğraf mı çekmek istiyorum, başka bir yere gidip orada çalışmak mı yoksa o başka yerde mi kendi işimi yapacağım?

Kabus gibi.


Posted in Genel | Etiketler: , , , | Leave a Comment »

Başarı ve mutluluk

Posted by Ozlem Ercan Ocak 27, 2009

akordeon1

Başarılı ve aynı zamanda mutlu insanların iki çeşit olduğunu düşünüyorum:

– Sevdiği, istediği ve küçük yaşlarından itibaren hayalini kurduğu işi yapanlar. Bu tiplerin belli bir mesai saati anlayışı yok. Her an her yerde sevdiği ve yaptıkları işi düşünebilirler. Böylece hayatları dolu dolu geçer. Bu grupta genelde sanatla uğraşanlar var. Müzisyenler, ressamlar, dansçılar vs. Mesela NTV’deki Müjde Ar’ın diğer kadınlarla yaptığı programa Fahir Atakoğlu konuk olmuştu. Kendisi tam da bu profile uyan birisi. Türkiye’de müzik alanında belli bir noktaya gelince, her şeyini bırakıp New York’a gitmiş ve sıfırdan yeni bir müzik çevresi edinerek yine başarıya kavuşmuş. Şimdi Amerika’da yaptığı albümler Türkiye’den daha fazla satıyormuş. Fırsat bulabilirsem kendisiyle görüşmek istiyorum.

– İkinci grupta ise hayalini kurmasa da yaptığı işte hırsları ve tutarılıkları nedeniyle başarılı olanlar var. İnsan küçükten ben pazarlama uzmanı olacağım demez diye düşünüyorum. Bu gruptakiler iş dışındaki zamanlarını sevdikleri konulara ayırdıkları için mutlular. Mesela birinin Halkla İlişkiler Ajansı var. Kendisi kurmuş, geliştirmiş, yönetiyor. Yine kendine uygun bir iş ama asıl aktivitesi ve düşünceleri iş dışındaki hobilerinde. Örneğin iş çıkışı veya haftasonları yelken sporu ile ilgileniyor, yarışlara katılıyor, eğitim veriyor. Maddi sorununu çözmüş olduğundan kendine başka uğraş alanları yaratarak mutlu oluyor.

İki tip de aslında başarılı ve mutlu. Ancak ben yine de kişisel olarak birinci grupta olmak isterdim. Fotoğraf çektiğim için gecem gündüzüm fotoğraf olsun mesela. Gündüz çekimlere gideyim, akşamları diğer fotoğrafçıların işlerini inceleyeyim, sergi açayım, proje yapayım, eğitim vereyim.

Sanırım benim hayalim de bu. Hayatımı böyle düzenlersem aslında dünya üzerinde yaşayamayacağım yer yok. Belki de o zaman başka bir yerde yaşamak bile istemem.

Posted in Genel | Etiketler: , , , | Leave a Comment »

Bir gün

Posted by Ozlem Ercan Ocak 26, 2009

Belki de başkasının çok çok çok büyük evrenindeki atomaltı parçacıklarız…

Kendi kendimize şöyle mi böyle mi diye düşünüyoruz. Dur bakalım ne çıkacak?

Bir gün kuantum fiziği bilmeyen kalmayacak. Yaşasın CERN!

parcaciklar

Posted in Genel | Leave a Comment »

Posted by Ozlem Ercan Ocak 26, 2009

martı

Büyük şehirde yaşamakla, herşeyi bilmekle, dünyadan haberdar olmakla hata mı ediyoruz acaba?

Belki de mutluluk küçük yerlerdedir. Herşeyi bilmek değil, hiçbir şey bilmemektir.

Şu günlerde bayağı çok şey düşünüyorum ve başıma ağrılar giriyor. İşte düşündüklerim:

– Türkiye’den gitsem mi?

– Nereye gitsem?

– Nasıl bir iş yapsam da hem zevk alsam hem paramı kazansam?

– Kızım için hangi seçimleri yapmam gerekecek?

– Kızımın yabancı dil, en azından İngilizce ve bir dil daha, öğrenmesini istiyorum

– Kendi seçimlerini yapacak duruma gelmesini, dünyanın istediği yerinde yaşama şansı olmasını istiyorum

– Kendim için acaba burada kalarak mı yoksa yepyeni bir hayata başlayarak mı güzel bir şey yapmış olacağım?

ve daha bir sürü şey.

Sanki ne kadar çok seçim şansımız olursa o kadar kafamız karışıyor. Malcolm Gladwell’in kitabında anlattığı reçel deneyi gibi. Şöyle bir deney: Bir markette reçel tadımı yaptırdığınızı varsayın. İlk gün önünüzde denetmek üzere 5 çeşit reçel bulunuyor. Bu reçellerin her birinden markette alışveriş yapanlara tattırıyorsunuz ve en güzelini seçmelerini istiyorsunuz. Her tadan 5 çeşitten bir tanesini muhtemelern seçer. Ancak ikinci gün tattırmanız gereken reçel çeşidi 20’ye çıkıyor. Şimdi tadan insanlar 20 çeşit arasından en iyisini bulmaya çalışacak. Muhtemelen çok çok az sayıda kişi böyle bir seçim yapabilirdi değil mi?

Şu anda yaşadığımız büyük şehir hayatı da biraz böyle. O kadar çok şeyden haberdarız ki, ister istemez yaşamımızı sürekli değiştirmek istiyoruz. Çocuklarımız için bir sürü seçenek duruyor önümüzde.

Aslında sorun bir çok şeyi gerçekleştirme ihtimalimizin olmasında yatıyor. Üniversite mezunuyuz, ingilizce biliyoruz, bilgisayar kullanıyoruz, iş tecrübemiz var, hatta kendi işimiz kurmuşuz. Gel de daha fazlasını isteme şimdi.  Üstelik hayal ettiğimiz hayatı yaşayanları tanıyoruz, aynı özelliklere sahibiz o zaman neden biz de hayalimizdekileri yapmayalım?

Halbuki hayat şöyle olsaydı:

Kapalı bir çevrede yaşıyoruz. Belki küçük bir kasaba.  Her şeyimiz orada, toprağımız var, komşularımız, ailemiz, arkadaşlarımı vs. Büyük şehre taşınmanın hayalini bile kurmuyoruz, çünkü böyle bir ihtimalimiz yok. Yabancı dilimiz olmadığı için, hayatta hiç başka bir yerde yaşayan biriyle karşılaşmadğımız için bulunduğumuz yerden ayrılma fikri bile saçma geliyor. Aynı kasabadan biriyle evleniyoruz, çocuklarımız oluyor, kendi halimizde yaşıyoruz.

Kasabadaki hayattan başka bir hayat yaşamak istemiyoruz, çünkü böyle bir ihtimalimiz yok. Düşünmüyoruz bile…

Şu an bu anlattığım gibi bir hayat bir çok kişiye sıkıntılı gelecektir eminim. Çünkü bizler dünyada olup bitenden haberdarız, bilmediklerimizi hemen öğrenmeye çalışıyoruz. Şeytan diyor, kapat herşeyi, hiç bir şey bilme. Dünyayı öğrenmeye çalışma, sorgulama, otur yerinde.

Çok şanssızız çok.

Posted in Genel | Etiketler: , , , , | Leave a Comment »

Posted by Ozlem Ercan Ocak 25, 2009

Merak ediyorum hayatta hayallerini gerçekleştirmiş insanlar bunu nasıl başarmışlar diye.

Gerçekleştirmeye kalkmadan önce insanın hayalinin olması bile güzel. Yaptığı işi seven, özel hayatında mutlu olan yani kısaca hayatını “yaşayan” insanların nasıl bu noktaya geldiklerini , nasıl düşündüklerini, kafalarının nasıl çalıştığını anlamak istiyorum.

Konuyla ilgili kitaplar okuyorum, internete bakıyorum. Bazı insanlar bunun formülünü çıkartmış, bazıları da “sır” denen şeyin etkisini göstermeye çalışıyor. Ama bunların hiç biri beni tatmin etmiyor.

30 yaşındayım ve artık gerçekten “yaşamaya” başlamak istiyorum. Bulduğum yazılar ve yol göstermeye çalışan insanlar yeterli gelmeyince ben de kendi araştırmamı kendim yapmaya karar verdim. Bu blogda hayallerini gerçekleştirmiş insanlarla yapıtğım görüşmeleri okuyacaksınız. Formül yok, sır yok, zorlama yok. Herkesin hayat çizgisi başkadır, herkes kendi ne istiyorsa onu çıkartabilir bu yazılardan.

Çok çeşitli mesleklerden insanlarla konuşacağım. Bakalım nasıl başlamışlar, nasıl devam ediyorlar hayallerini yaşamaya…

Cape Town'da hayallere dalmak

Cape Town'da hayallere dalmak

Posted in Genel | Etiketler: , , , , , , | Leave a Comment »