KONUŞ BENİMLE

Hayali olmayan giremez!

Posts Tagged ‘hayat’

Bir Müzisyen: Sean Parker

Posted by Ozlem Ercan Mayıs 28, 2009

“Başarıyı  parayla ölçmüyorum”

seanparker

Nihayet bu blogu açma amaçlarımdan birini gerçekleştirmiş bulunuyorum: Toplum tarafından “başarılı” olarak kabul edilen insanlarla röportajlar yapmak.

İlk röportajımın konuğu Sean Parker İstanbul’da yaşayan İngiliz bir müzisyen. Kendi ismini taşıyan grubu Sean Parker Band ile çok çeşitli mekanlarda sahneye çıkıyor. Kendisi ile Facebook’ta tanıştım – aslında o bana davet göndermişti –  ve ilk andan itibaren bana yaptığı işten mutlu olan biri gibi göründü. Hemen sorularımı kendisine gönderdim ve iki gün içinde yanıtladı.

Merhaba, röportajımın temel amacı şu soruya yanıt bulmak: Kendinizi başarılı buluyor musunuz? Diğer insanlar başarılı olduğunuzu düşünebilir ama siz hedeflerinize ulaştığınızı ve hayalinizi gerçekleştirdiğinizi düşünüyor musunuz

Evet, sanırım başarılıyım, ama bu tamamen subjektif bir soru. Kendi kişisel başarı tanımım belli arzularımı gerçekleştirmek ve genel olarak mutluluk yaratmak. Ancak her zaman yazılacak daha iyi bir şarkı ve yapılacak daha iyi bir sahne şovu vardır.

Hayatınızı bir kaç kelime ile tarif eder misiniz? Dolu, mutlu, tatminkar, eğlenceli, vs.

Kaotik, renkli, kararlı, bireysel, sevgi dolu

Hayallerinizin şu anki hayatınızı oluşturmada rolü neydi? Bu noktaya geldiğinizi hayal ediyor muydunuz?

Biraz ediyordum, ama iyi olan şey hayallerin hiç bir zaman tam olarak sizin düşündüğünüz gibi çıkmaması – hayaller genelde kendiliğinden gerçekleşmez, üzerlerinde çok fazla çalışmanız ve kendinizi onlara yüzde yüz adamanız gerekir. Başarı, bir şeyi sevdiğinizden dolayı onun için normalden daha fazla zaman harcamaktır. Ancak bu söylediklerimin kendi kendine yardım manifestosu gibi de anlaşılmasını istemem doğrusu.

Hayatınızda bir dönüm noktası oldu mu? Olduysa o zamanki koşullar nelerdi?

Evet, 1998 Cadılar Bayramı. Babam ölmüştü, karımla ayrıldık, üniversitede güzel sanatlar okumaya başlıyordum ve tamamen bir çöküş yaşadım. Cehennemi gördüm ve hayatta ne yapmam gerektiğine karar verdim. Diğer bir dönüm noktası da 2004’te İstanbul’a taşınmam oldu.

Hep hayalini kurduğunuz mesleği mi yapıyorsunuz? Eğer hasbel kader bu mesleğe başladıysanız, şu anda seviyor musunuz? Sevmek ve bu meslekte mutlu olmak için neler yaptınız?

Müzik benim ilk aşkımdı ve diğer bütün ilişkilerimden daha uzun sürdü. Müzikte başarılı olmayı hayal etmek güzel, ama iyi bir şarkı yazarı, müzisyen, tanıtmcı vs. de olmalısınız yoksa hiç bir anlamı yok ve bu yüzden de bir çok kişi vazgeçiyor. Asıl olan tüm detaylarıyla tam bir iş yapmak, geçtiğiniz sürecin her aşamasını sevmek ve bir şekilde insanları başka bir seviyeye taşıyarak duygusal olarak etkilemek.
seanparker2

Hiç parasız kaldınız mı? Kaldıysanız hayalinizi yine de gerçekleştirmek için ısrar ettiniz mi?

Genelde parasızım. Hayatta bir kaç kere çok param olduğu zaman oldu, ama bu zamanları oldukça hızlı bir şekilde atlatmayı başardım. Ben başarıyı finansal terimlerle ölçmüyorum.

Tüm yaşamınızı düşündüğünüzde; para kazanarak mı istediğiniz yaptınız yoksa istediğinizi yaparak mı para kazandınız?

İkincisi. Para kazanmak için gösterilere çıktım, İngilizce ve resim öğrettim ve ahçı olarak çalıştım ve her birini de severek yaptım.

Başkaları sizin hayalinizi gerçekleştirmeniz için fedakarlık yapıyor mu? Eğer öyleyse siz karşılığında ne yapıyorsunuz?

Diğer insanlar öğüt veriyor, bağlantı kurmanı sağlıyor ve para harcamayı gerektirmeyecek şeyler yapıyor… hepimiz gelecekte bir şey elde etmek için zamandan fedakarlık yapıyoruz. Borçlarım da var, bir çok insanın olduğu gibi …ama sorunun ilk kısmına cevap olarak kimse bir şeyleri gerçekleştirmek için benim kadar çok çalışmıyor – ama çalışırlarsa da hoşuma gidiyor.

Yeni bir hayaliniz olsa ve şu anki yaşamınızı baştan aşağıya değiştirmek zorunda kalsanız, yine de hayalinizin peşinden gider misiniz? Mutlu olmak için nelerden vazgeçersiniz? Örneğin başka bir ülkede yaşamanız gerekse veya ailenizi bırakmanız gerekse ne yaparsınız? Bunun için sizce belli bir yaş sınırı var mı?

Eminim giderdim, çünkü bu gibi konularda biraz takıntılıyım. Bir yöne doğru gitmeye başladığımda duramam. Ölüm anında eminim ki yaptığınız şeylerden çok yapmadığınız şeyler için pişmanlık duyacaksınız.


Bence bu röportajdan çıkan sonuç: Başarılı olmak için zaman harcamak ve çok çalışmak gerekiyor.

Sean Parker’ın müziğini dinlemek ve hakkında bilgi almak için:

www.myspace.com/seanparkeristanbul

Reklamlar

Posted in ropörtaj | Etiketler: , , , , , , , , , , | 4 Comments »

Hayat ve tesadüfler

Posted by Ozlem Ercan Şubat 24, 2009

dsc_2244

Bugün bir yazıya denk geldim. Hayatın tesadüflerden oluşmadığını, herşeyin bir nedeni olduğundan ve bulunduğumuz yer için şükretmemiz gerektiğinden bahsediyordu. Genelde bu tip yazıları oldukça itici bulurum. Neredeyse hepsi birbirinin aynısı ve nedense hepsi de şükretmek ile bitiyor.

Ben tesadüflere şöyle bakıyorum:

Karşımıza rastlantısal olarak çıktığını sandığımız her şey aslında zaman zaman karşımıza çıkan, ancak o anlarda farkedecek düzeyde olmadığımız için ne olduğunu anlamadığımız şeyler. Örnek mi? İşte burada:

Ben sık sık kitapçıya giderim. Ama çoğunlukla aklımda belli bir kitap yoktur. Rafların arasında dolaşırım, her bölüme bakarım. Tüm rafları şöyle bir gözden geçiririm. Ne ilginçtir ki o an ilgimi çeken konuya ait beni bir adım ileriye götürecek kitap hep karşıma çıkar. Bu olayı farkettiğim için artık hiç şu kitabı alacağım, şimdi ne okusam acaba demem. Filmler ve belgeseller için de aynı şey sözkonusu.

O günlerde ne tür konularla ilgileniyorsam, sıradaki okumam gereken kitap bir şekilde “beni bulur”. Ve beni hiç düşünmediğim noktalara götürür. Yani okuduğum her kitabı sırayla okurum. Sırası gelmemişse kapağını bile açmaya üşenirim. Belki bir yıl sonra tekrar beni çağırdığında elime alırım ve çok ilginç gelir, bir seferde bitirmeye çalışırım.

Buna tesadüf denebilir mi? Bence sadece algı açıklığı veya algıda seçicilik denen durum buradaki. “Sıradaki” kitabın bana nasıl geleceği konusunda hiç bir fikrim ve yöntemim yok.

Yaklaşık iki yıl önce aklıma Kuantum Teorisi takılmıştı. Okumak, öğrenmek istiyordum ama bir ucundan tutmaya da çekiniyordum. O sıralarda haftaiçi bir günde teyzemle Osmanbey’de gidecek bir film arıyorduk. Sinemalarda da  “Ne biliyoruz ki” adlı film gösterimdeydi. Filmin bilimsel bir şeylerle ilgili olduğunu anlamıştım ama içeriği hakkında hiç bir fikrim yoktu.  Neyse bizi çeken başka bir film olmadığından bu filme girdik.

O günden sonra gittim ve “Schrödinger’in Kedisi” adlı kitabı aldım. Yine yazar vs. hakkında pek bir fikrim yoktu.

Bu kitap biraz karmaşık anlatıyor derken karşıma “Alice Kuantum Diyarında” diye bir kitap çıktı. Bu kitap kuantum teorisinin biraz daha basitleştirilmiş haliydi.

Daha sonra “Olasılıksız” adlı kitap çıktı. Kuantumun temel taşlarından biri olan olasılık konusunu ele almıştı. Ondan sonra aynı konu etrafında dönen Malcolm Galdwell’in “Blink” adlı kitabını ve Stefano D’Anna’nın “Tanrılar Okulu”nu okudum.

Hayret verici taraf ise son iki kitabı kocamın alıp getirmiş olmasıydı. Gördüğüm anda okumaya başladım ve bir kez daha “sıradaki” kitapların bana geldiğini gördüm. Bunlardan sonra da ilgili pek çok kitap okudum.

Şu anda bir şey okumuyorum ama eminim ki yarın sabah kitapçıya gitsem okuyacağım kitap bir şekilde karşıma çıkacak. Belki 30 yıl önce basılmış olacak ama benim algılarım ve anlayışım için sırası gelmediğinden bugüne kadar görmemiş olacağım.

Bu işi fark ettiğimden beri – yaklaşık on yıl diyebiliriz – hayatta karşıma çıkmasını istediğim şeyler için çok kasmıyorum. Yaşamak istediğim şeyler elbet sıraları geldiğinde ve ben hazır olduğumda yoluma çıkacaktır. Bu nedenle sakinim ve rahatım.

Posted in Genel | Etiketler: , , , , , | Leave a Comment »